Life is Beautiful (1997)


Life is Beautiful (1997)

Hayat Güzeldir, Life is Beautiful, La vita è bella
Hazırlayan:EsKO
Filmin Yönetmeni: Roberto Benigni, Rod Dean
Filmin Türü: Dram, Romantik, Tarihi
IMDB Puanı: 8,5
Yapım Yılı: 1997
Ülke: İtalya
Yayınlanan Tarih: 26 Şubat 1999
Senaryo yazarı: Vincenzo Cerami, Roberto Benigni
Türkçe Dublaj
Oyuncular: Roberto Benigni, Nicoletta Braschi, Giorgio Cantarini, Giustino Durano, Sergio Bini Bustric, Marisa Paredes, Horst Buchholz, Giuliana Lojodice, Amerigo Fontani, Pietro De Silva, Francesco Guzzo, Raffaella Lebboroni, Claudio Alfonsi, Gil Baroni, Massimo Bianchi, Jürgen Bohn, Verena Buratti, Robert Camero, Ennio Consalvi, Giancarlo Cosentino, Aaron Craig, Alfiero Falomi, Daniela Fedke, Antonio Fommei, Stefano Frangipani, Ernst Frowein Holger, Alessandra Grassi, Hannes Hellmann, Wolfgang Hillinger, Margarita Lucia Krauss, Patrizia Lazzarini, Maria Letizia, Concetta Lombardo, Maria Rita Macellari, Carlotta Mangione, Franco Mescolini, Francesca Messinese, Inger Lise Middelthon, Andrea Nardi, Günther Pfanzelter, Cristiana Porchiella, Antonio Prester, Gina Rovere, Laura Susanne Ruedeberg, Massimo Salvianti, Richard Sammel, James Schindler, Andrea Tidona, Dirk K. van den Berg, Giovanna Villa, Lidia Alfonsi, Omero Antonutti

1930′ların İtalya’sında Guido adındaki tasasız, kaygısız bir Yahudi kitapçı yakın bir şehirdeki güzel kadına kur yapıp onunla evlenerek bir peri masalı başlatır. Guido ve karısının bir oğulları olur ve İtalya’yı Alman güçleri istila edene kadar birlikte mutluluk içinde yaşarlar. Ailesini bir arada tutabilmek ve oğlunun Yahudi toplama kamplarının dehşetinden elinden geldiğince uzak tutmak çabası ile Guida bu yıkımı bir oyun gibi gösterir…

Arka planında Yahudi Soykırımı olan Hayat Güzeldir, kendine has çocuksu cazibesiyle prensesinin kalbini çalmaya çalışan ve sonunda başaran, büyüleyici bir Yahudi garson olan Guido’nun hayatının ikinci yarısını anlatıyor. 1999′da 7 dalda Oscar’a aday olan film, En İyi Yabancı Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Müzik dallarında bu ödüle kavuşmuştu…










“Life is Beautiful (1997)” için 7 Yorum

  1. Nesrin YALIN diyor ki:

    Yine bir Yahudi hikayesi doğru… ama… Güzel bir hikaye, benim çok sevdiğim bir film.
    Çok teşekkürler EsKO :)

  2. Alkatraz Kuşçusu diyor ki:

    Bu film tam bir şaheser, ülkemizdeki insanlar pek tutmasada ,dünyada çok büyük yeri olan ve hakikaten de olması gereken yerde olan harika bir yapım.

  3. Serdar diyor ki:

    Muhteşem, kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Aldığı puanı sonuna kadar hak ediyor. Esco, sizden “Always” filminin yayınlanma sözünü almıştım. Her gün siteye bakıp sabırsızlıkla bekliyorum. Ayrıca sizden bir film daha rica ediyorum. “Ugo Tognazzi”nin baş rolde olduğu “Çılgınlar Kulübü” filmini yayınlayabilir misiniz? Hiçbir sitede bulunma şansı yok. Bir tek ümidim sizin site. Şimdiden teşekkür ediyorum…

  4. yusuf cift diyor ki:

    film olarak guzel .tsk esko kardes.

  5. Kerem diyor ki:

    Bu film üzerine değil(seyretmedim zaten) ama, sayın Esko’nun anlayış göstermesini rica ederek genel anlamda bir filmin kalitesinin ölçütlerinin ne olabileceği üzerine bazı şeyler yazmak istiyorum. Çünkü sık sık filmlere dair ciddi tartışmalar oluyor.
    Evet, herkes her filmi beğenmek ve hoşlanmak zorunda değil. İnsanın dünya görüşünden, yaşamı boyunca karşılaşıp yaşadığı şeylere; insanın içinde büyüdüğü kültürün etkilerine; insanın entelektüel birikimine ve hatta zekâsna kadar çok sayıda şey insanın beğenisini etkiler. Hepimiz aynı yemekleri sevmediğimiz gibi, aynı filmleri de beğenmeyebiliriz. Mesela ben her canlının yaşamına büyük saygı duyan ve canlıların “yiyecek nesnesi” olarak görülerek birer metaya indirgenmesini çok korkunç bulan biri olarak, “et” yemem. Çünkü bu benim hayata bakış açımın ve hayatı, dünyayı anlayış biçimimin sonucudur. Ama insanların çoğu bir canlının bedenini sadece “et” olarak görüp tüketmekte bir mahsur görmez. Yani, hayata dair bildikleriniz, okuduklarınız, bakış açınız beğenilerinizi derinden etkiler.
    Az önce, “Küçük Çin’de Büyük Bela” isimli filmi izledim bu sitede. Gençliğimde seyrettiğimde bayılmış, çok sevmiştim. Sırf bu yüzden bir kez daha, ama bu kez hüzünle izledim: “Böyle saçma ve aptalca bir şeyi nasıl olup da çok beğenmişim?” diye düşünerek. Demek ki, edinilen bilgiler, değişen fikirler insanın beğenilerini baştan başa değiştirebiliyor.
    Peki bir filmin değerini, kalitesini ne belirliyor? Sanatsal kalitesini ne belirliyor?
    Hemen başta söylemek lazım ki, bir filmin sanatsal kalitesini en başta yönetmen belirliyor. Oyuncuları seçen, onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyen, kamera çekim açılarını, hatta dekoru bile belirleyen kişi yönetmen çünkü.
    Şöyle düşünün: Birinin resmini çekiyorsunuz ama adamın yarısı fotoğrafta yok. Ne denir öylesine? “Berbat” bir çekim denir. Yani, çekim açıları önemlidir ama ille de buna dikkat etmeniz gerekmiyor. Bir sanat eseri ile karşı karşıyaysanız, çekimlerdeki estetiği, güzelliği algılayabilirsiniz. Tabii bir de, o estetiği algılayabilecek bir göz ve zihin lazım.
    Peki çok iyi çekilen, çok iyi yönetilen, oyuncuların da çok iyi olduğu bir film kötü olamaz mı? Olabilir. Evet, çok iyi bir film gibi gözüken bir film aslında kötü bir film olabilir.
    Şöyle anlatayım: Bir doğa manzarasının fotoğrafını çektiniz diyelim. Olduğu gibi fotoğrafladığınız bir güzellik var karşınızda. Ama diyelim ki, siz UFO’lara inanıyorsunuz ve başkalarını da inandırmak için o güzelliğin bir köşesine “UFO” görüntüsü verecek bir şeyler yerleştirdiniz ve o güzelliği olduğu gibi yansıtmak yerine kendi niyetlerinize göre değiştirdiniz. Benim gözümde artık o şey sanat eseri değildir, çünkü gerisinde farklı hesap ve kaygılar vardır.
    Yani, bir sanat eseri, bir zamanlar Hollywood’un çok yaptığı gibi, gizlice bir şeyler vermeye, şırınga etmeye çalışmanın aracı olmamalıdır. Aksi halde kesinlikle sanat eseri niteliği taşıyamaz.
    Yönetmen tabii çok çok önemli ama, odan daha önemli olan şey yönetmenin işlediği hikâyedir. Bir demir üzerinde ne kadar ince işçilikle çalışırsanız çalışın, bir altının ince bir işçilikle kazanabileceği değere asla yaklaşamaz. Açıkçası, çok fazla hayal gücüne dayanan fantastik hikâyeler ne kadar iyi çekilirse çekilsin, onlara yüksek sanatsal değer biçmek, “sanat” kavramının özüne aykırıdır. Çünkü sanat sadece estetik değildir. Öyle olsa, tiyatrolarda ya da filmlerde bir kaç bikinili güzel kız seyretmek bize yetebilirdi. Sanat, hayattan bir şeyler yansıtıp, kişiliğinize, fikirlerinize, dünyaya bakış ve şeyleri algılayış biçiminize bir şeyler katabiliyor ve sizi bir adım daha ileri taşıyabiliyor ise bir anlam ifade edebilir. Aksi halde film yapmanın bir anlamı bile kalmazdı.
    Evet, aslında dünyamız gerçeğinde filmler çoğu kez sadece ve sadece daha fazla para kazanmak, daha fazla şöhret kazanmak, daha çok alkışlanıp ego tatmin etmek için yapılmaktadır. Ama az da olsa, mesela Dogville filmindeki gibi, insanlara bazı şeyleri tüm çıplaklığı içinde göstererek ve insanların hayattaki davranışları üzerine düşünmelerini sağlayarak bir şeyler kazandırmayı amaçlayan filmler de yapılabilmektedir. Ki, sanatsal kaygı budur zaten. Paparazzi de fotoğraf çeker, çünkü çok para kazanmak niyetindedir, ama çektiği hiçbir fotoğrafın sanatsal değeri yoktur. Yani sanatsal kaygısı olmayan insanların sanatsal filmler yapabileceğini düşünmek gerçek dışıdır, abesdir.
    Şimdi bir de şuna bakalım: Bir filmde, senarist ne yazmışsa o olur. Oysa hayatta, hemen hiçbirimizin beklemediği ve ummadığı şeyler gerçekleşir ve kontrol altında da tutamaz, hatta hayatımızın akışının yönünü de belirleyemeyiz. Ben bir filmde, senaristin keyfince yazdığı ve senaristin olmasını istediği şeyler değil, akla ve hayata uygun şeyler izlemek isterim. Mesela, filmlerde hep şunu görürüm ve açıkçası artık nefret ediyorum: Filmin kötü adamı, ele geçirdiği, çünkü kendisi açısından tehlikeli birini yok etmez, -artık senaristin kafasına göre- ya sonradan iplerini keser, ya biri onu kurtarır ve sonunda o kötü adamı öldürür. Böyle bir saçmalık yok yani gerçek hayatta. Die Hard film serisinin ilkinde de, daha yüzlerce filmde de hep aynı saçmalığı görmek mümkün. Bu durumda ne oluyor: GERÇEKLİĞİ OLMAYAN SAÇMA BİR ŞEYİ, GERÇEKMİŞ GİBİ İZLEMEMİZ GEREKTİĞİ SÖYLENİP AKLIMIZLA ALAY EDİLMİŞ OLUNUYOR. E, ben saçmalığın nesine “sanat eseri” diyeyim?
    Anlatmak istediğim şu: Birisi uçaktan aşağı parlak bir tepsi atıp resmini çekiyor ve “işte UFO gördüm ve resmini çektim” deyip önünüze koyuyor. Bu şekilde aldatılmaktan memnun olmak için herhalde çok akıllı olmamak gerekiyor. O yüzden ben mümkün olduğunca gerçekçi ve gerçeği yansıtan filmleri seyretmeyi tercih ederim. Hatta öyle ki, bilirsiniz filmdeki iyi adam filmin sonunda ölürse seyirci üzülür ve filme tepki duyar. Bu yüzden genelde filmin iyi adamları hep filmin sonunda yaşar. Oysa gerçek hayatta “iyi” olduğu için bir kişinin badireler atlatıp yaşayabildiği görülmemiştir. “Çok iyi bir adamdı, o ölmüş olmaz” gibi saçma bir laf duydunuz mu hiç? İnsanlar kendileri kötü varlıklar oldukları halde neden filmlerde ille de iyi insanlar görmek isterler, bu da ayrı konu.
    Tabii bir de şu var ki, bazı filmler de tam olarak gerçeği anlatmak, gerçek hayata dair bir şeyleri anlatmak isterler ama bunu rüya veya kabuslar gibi gerçek üstü öğelerden yararlanarak yaparlar. Bu filmlere haksızlık etmemek gerekir.
    Sonuç olarak: Gerçek bir sanat eseri olan film, hikâyesi, oyunculuğu, yönetmenliği, dekoru, atmosferi, ortamı ile dört dörtlük olan filmdir. Bu tür filmlerin sayısı da gerçekte 30-40 taneyi ya bulur ya bulmaz.
    Ben çerçevede aklıma gelen ve bu sitede de olan iki film mesela: İnsan Manzaraları ve Dogville.
    Ha, zaman geçirmek, eğlenceli dakikalar yaşamak için seyredilebilecek film sayısı çoktur tabii. Ama bir şeye “harika”, “mükemmel” demek de, çoğu insanın yaptığı kadar kolay olmamalı. Bakıyorsunuz adım başı her yere “başyapıt” yazmışlar. O zaman “başyapıt” sözünün de anlamı kalmıyor.

  6. cem diyor ki:

    Bahar esintisi gibi insanın ruhunu okşayarak başlar, her tür kötü durumda sizi gülümsetir , bir çocuğun umutlarında, babanın dehasında ilerler ve aile bağları karşısında tek kurşun atmadan nasıl koca bir düşmanın yenileceğini ders vererek gösterir. Bu filmi sadece faşistler sevmez zaten onlara da ne söyleseniz nafile.

  7. erol eş diyor ki:

    film hakkını veriyor..sadece size düşen film seyretmeniz..film üstüne düşen görevi fazlasıyla size geri veriyor film sevenler..

''Life is Beautiful (1997)'' Filmi Hakkında Yorum Yapabilirsiniz

   DİKKAT: Yorumu göndermeden önce kutuyu işaretleyiniz!   

    Yönetmenler


Histats