Nostalghia Filmini izle


Nostalghia Filmini izle

Nostalji, Nostalghia
Hazırlayan:EsKO
Filmin Yönetmeni: Andrei Tarkovsky
Filmin Türü: Dram
IMDB Puanı: 8.0
Yapım Yılı: 1983
Ülke: İtalya, Sovyetler Birliği
Yayınlanan Tarih: 20 Mart 1992
Senaryo yazarı: Andrei Tarkovsky, Tonino Guerra
Türkçe Altyazılı
Başrol Oyuncuları: Oleg Yankovskiy, Erland Josephson, Domiziana Giordano, Patrizia Terreno, Laura De Marchi, Delia Boccardo, Milena Vukotic, Raffaele Di Mario, Rate Furlan, Livio Galassi, Elena Magoia, Piero Vida, Alberto Canepa, Vittorio Mezzogiorno

Tanınmış bir Rus şair olan Andrei, 18. yüzyılda yaşamış ve Bolonya’da eğitim görmüş memleketlisi müzisyen Sosnovsky’nin hayatını araştırmak için İtalya’ya gelir. Güzel İtalyan tercümanı eşliğinde Toskana’dayken mutsuz evliliğinin, karısının ve çocuklarının Rusya’daki hatırası onu avlar. Seyahati giderek içsel bir serüvene dönüşürken mistik bir aydınlanma, şairin yolunu aydınlatacaktır…










“Nostalghia Filmini izle” için 23 Yorum

  1. ÖZKAN DURAK diyor ki:

    Yaşamın imkansızlığından, özgürlüğün olmadığından eğer aşka sınır koyarsak insanın şekilsiz hale geleceğinden bahsettiğini söyler Tarkovsky. Nostalji ona göre bütün bir duygudur, yakınlarımızın yanında kendi ülkemizde bile nostalji duyabileceğimizi söyler.Bazen yalnızlıklar içinde kalabalık, kalabalıklar içinde yalnız olabiliriz. Ruhumuz kısıtlandığında kaçma isteği de bir çeşit nostaljidir. Yüreğimizdeki amansız acı, hayatın boşluğunda sallanan belirsizlik, gittiğimiz yollarda geriye bakıp anı yaşayamamaktır, birinin yerine başkasını koymak, düşündüklerimizi söyleyememek içimizdeki uhdedir, ormanlar içinde yürüyünce ciğerimize dolan havanın duygularımızı coşturması, henüz doğmamış bir çocuğa özlem duymak, tanışılmamış sevgilinin yitirilmiş hüzün yumağıdır, gözden akan yaşın henüz kurumadan yeni yeni özlemlere de kucak açabilmesidir, yaşama isteksizliği (intihar edimi) yaşamdan doyum alamamak, zirveye çıkamamaktır nostalji ya da ne bileyim tarifi imkansız bir duygunun böğrümüzdeki ağırlaşan ağrısıdır kim bilir? Teşekkürler Sevgili Esko….

  2. cemal diyor ki:

    döktürmüşsünüz tekrar sayın özkan durak

  3. hasref hasref diyor ki:

    cok tesekkurler! tarkovsky izlemek siirdir!

  4. esra diyor ki:

    sevgili esko, kaçıncı teşekkürüm bilmiyorum çok teşekkürler :) tarkovsky dünyası.. ve kelimeler filmin kareleri yanında kifayetsiz…

  5. POYRAZ diyor ki:

    tebrikler. okadar site gezdim gerçekten kaiteli olarak adlandırabileceğim tek yer. emeğinize sağlık.

  6. mertkan çelik diyor ki:

    ya bu filmi nasıl indirebilirim ?

  7. Gökhan diyor ki:

    ”Birbirimize nasıl ne koşullarda katlanabiileceğiz.” der Aşk,Maneviyata(yaşamın kendisine).. Bu masal bana Tarkovsky’nin en masum ve savunmasız yakarışı gibi. Göstermiş olduğu tüm kalıpların ötesinde kendi yalnızlığını ilk defa bir filminde bu kadar buhranlaştırdığını ve geçmişine döndüğünü gördüm.Onun dile getirmediği birçok şey şiir olup filmlerine dökülüp bize akıyor.Basireti mi öğrenmeliyim gördüklerimi hissetmek için? Ne deyip anlayamadığımı dillendireyim ki şimdi. Bir kadınla başlıyor film.Bir müzik.. Soruyor kadın ”neden en çok kadınlar dua eder diye?” diyorsun ki; bir kadının çocukları olmalı ve onları yetiştirmeli.. sabırla ve fedakarlıkla.. Bu kadın bir adama Aşık oluyor ve filmin Aşk yönünü burada olması gerektiği biçimde ve yerde kesiyorsun.Şair için karın ağrısından çok ruhsal çöküntüsünü ayyuka çıkarıyorsun.Bu adam şiirin tercüme edilemeyeceğini söylüyor.birbirimizi tanımak içinse sınırları fesh etmeliyiz diyor. Öyle mi yapmak gerekiyor Tarkovsky?

  8. gönül azizoğlu diyor ki:

    bu filmi nasıl izleyebiliriz hiç umut yok mu?

  9. Ömer Civalek diyor ki:

    Aşık oldur kim kılar canın feda cananına, Meyli Canan etmesin her kim ki kılmaz canına, der şair. Tarkovsky bunu sinem sanatı içinde farklı açıdan irdelemiş. Elinize sağlık. Bu arada şiirin devamı şöyle: Aşk derdinin devasının tabibi derman değil, terki can derler bu derdin muteber dermanına (Canan ile aranda sen varsın, bu derdin tek devası terkşi candır,başka da bir dermanı yoktur). Aşk ile kalınız.

  10. Demet Yüksel diyor ki:

    Şiir nasıl açıklanamaz, mantıkla konuşturulamaz ve okuyanı bir yolculuğa çıkarırsa Tarkovsky de aynı şeyi bu şiirsel filmle denemiş. Tıpkı şiir gibi sayısız kapıdan girilebilir bu filme. Aşk, varoluş acısı çeken şair doğası gereği dünyevi şeylere uyamaz ve bu da başka bir ruhsal trajedi getirir. O’nun en iyi anlayacağı ve anlaşacağı insanın başkalarınca meczup olarak görülen Domenico olması kaçınlımazdır. Domenico’nun her şeyi dünyeviliğin ötesinde kavrayan zihni şaire de bir rehber olur ve sonunda mistik bir aydınlanma yaşar. Domenico’nun duvarındaki 1+1=1 yazısı varlığın birliğe ve tamlığa ulaşma isteğine bir işaret. Şair Percy Shelley’nin ‘Şairler dünyanın gizli yasa koyucularıdır’ sözleri düşüyor bir an için insanın aklına. İnsanın yıkılmaz kalelermiş gibi getirdiği kuralların, ritüellerin, anlayış(sızlık)ların acımasızlığı ve aptallığına karşı Domenico’nun bulduğu kurtuluş yolu da vecdle kutsal delilik arasında bir yerde… Şairin trajik varoluşu ve belirsizliklerle dolu iç dünyasını gittiği kaplıcalardaki sisli hava da iyice belirginleştiriyor. Şair inançsız bir dünyaya bir sis perdesinden ve tablo gibi rüya sahneleriyle dolu bir alemden bakıyor.

  11. selman özhan diyor ki:

    Tarkovski şiirdir, resimdir. EsKO Teşekkürler.

  12. butterfly diyor ki:

    filmin bir noktasında konudan ve karakterlerden koptum anlatılması zor görsel güzelliği için izlemeye başladım. evet, tarkovsky görsel bir şair:)

  13. yüksel diyor ki:

    Biraz klişe kaçacak ama, bu film hakkında ne söylense, ne kadar anlatılsa, anlatılamayan, kelimelerle açıklanamayan birçok yönü boşta kalacaktır. Aslında Tarkovski’nin kendiside benim için böyledir.
    Tamda, filmlerinde ”İnsanlara insan olduklarını daha çok hatırlatmalıyız” gibi bir aforizma geçiren bir evliyadan bekleneceği gibi. İnanmaya çalışmanın büyük trajedisi. İnanmaktan başka çaresi olmamanın. Aman yanlış anlaşılmasın, yapacak başka birşey bulamayıp, inanmayı tercih etmek değildir burdaki mecburiyet. Aksine inanabilmek uğruna ölümü göze almayı kastediyorum.

  14. Carlos Santana diyor ki:

    Esko teşekkürler

  15. İsmail ŞENTÜRK diyor ki:

    Tarkovski ve filmleri için tek söyleyebileceğim teşekkürler EsKO

  16. Nar diyor ki:

    Sovyetler Birliginin hazirladigi tum filmler muhtesemler. adminlerden rica etsek, “Служебный роман (1977) СССР”, “Москва слезам не верит (1979) СССР”, “Ирония судьбы, или С легким паром! (1975) СССР”, “С любимыми не расставайтесь (1979) СССР”, “Карнавал (1981) СССР” – filmlerini siteye koya bilirlermi? cok isterdim. tesekkurler,

  17. meryem koç diyor ki:

    filmde bir sorun mu var 12. dakikasına kadar izliyorum sonra da başa sarıyor..

    • EsKO diyor ki:

      Aslında filmde bir sorun yok fakat ara sıra (Genelde hafta sonları filmin yükendiği serwerlara aşırı yüklenmeden dolayı) bu gibi sorunlar olabiliyor. Sayfayı yenileyip tekrar deneyin.

  18. Maxim diyor ki:

    izlediğim 4cü Tarkovsky filmi, daha anlaşılır geldi bana, ya da bana öyle gelmiştir)

  19. gülşen uysal diyor ki:

    şair babanın oğlu tabii ki sineması da görsel şiir.aşk ve hakikat her zaman yanyana olmayabiliyor. olmayınca acı çektiriyor. hayat harabeleştiği gibi duygular da harabeleşiyor.

  20. kafka diyor ki:

    Yeryüzünde hep sürgündük biz. Aşklarımız da oldu; acılarımız da. Hiçbir vatan, vatan olmadı bize. Çünkü Hz. Adem’den beri, kovulduğumuz yeri arıyor, kovulduğumuz yere döndürülmenin hasretini çekiyoruz. Mevlana’nın ney kamışı metaforu gibi, koparıldığımız sazlığa gitmenin özlemiyle yanıp tutuşuyoruz. Dışarıya adımımızı attığımız an ötelere gideceğimizi, hızlı adımlarla yol alıp ilerleyeceğimizi sanıyoruz ama akşam döndüğümüz yer yine evimiz oluyor. Dönüp dolaşıp aynı çilehaneye geliyoruz. Koşu bandında koşan bir adam gibi, koşuyoruz ama ilerleyen sadece zannımız.
    Bagno Vignoni’nin delisi Domenico da böyle yapardı. Hurdaya çıkmış bisikletinin üstünde pedal çevirir dururdu saatlerce, hiç ilerlemezdi. Çünkü bilirdi Domenico, uğraş boşa. Hem uğraşmaya değer miydi bu fani dünya? İnsanoğlunun etrafı duvarlarla çevriliyken, çatılar gökyüzüyle bağlantısını keserken, insanların birbirlerine dokunabilmesini sınırlar engellerken, Domenico dellenmeyip de ne yapsındı? Ailesini, evini, maddi her ne varsa engel olarak görüyordu Domenico ve hafifletmek istiyordu yükünü. Çünkü dünya ağırdı ve üstüne üstüne geliyordu. İnsanoğlunun bu dünyada sahip oldukları arttıkça kıymeti azalıyor, sahip oldukları azaldıkça kıymeti artıyordu. Ve insan, kendisini hakikate götüren yolda engelleyen her ne varsa ortadan kaldırmalıydı. İşte Domenico’nun öyküsü buydu ve Goncharov da bu öykünün ateşinde pişecekti.
    Sen O’sun, olmayan; ben O’yum, olan
    Goncharov bir şairdi. Tıpkı Tarkovsky’nin babası Arseni Tarkovsky gibi. Ve deriz ki; her şair yitiğini aramak için harflere sığınır. Kendine bir avuntu kalesi inşa eder ve orada doldurur çilesini. Şairlerin mutsuzluğu bu yüzdendir biraz. Mutsuz olmayan şair yoktur ve nerede bir mutlu adam varsa şiir ondan uzaktır. Çünkü her sanat dalı gibi şiir de mevcut olana duyulan memnuniyetsizlikten sâdır olur. Goncharov da mutlu değildi, ne aradığını bilmeden dolaşıp duruyordu. Huzurun, sükûnetin nerede olduğunu bilmiyordu. Ailesi, çocukları, evi, yurdu, ülkesi. Hiçbir şey ona sekinet vermiyordu, sadra şifâ olacak eczâyı nerede bulacaktı? Ve yıkıp geçmesi mi lazımdı felahına engel olan her ne varsa? Domenico’nun, evini yakıp ailesini terkettiğini öğrenince dünyada yalnız olmadığını anladı Goncharov. Bazen terk etmek güzeldi. Goncharov da Sosnovsky’yi bahane edip vatanı Rusya’yı ve ailesini terkederek İtalya’ya gelmemiş miydi hem? Ama hala terkedilmeyen ve onu engelleyen bir şey vardı; kendisi.

    Goncharov mabetlerden uzak dururdu. Çünkü inancını yitirmiş bir adamdı fakat kendisine tercümanlık yapan Eugenia’nın şehvani duyguları, inancının zayıflığına rağmen onu hiç cezbetmiyordu. Burada bir tenakuz vardı, su götürmez bir paradoks. Peki madem böylesine tepeden bakıyordu dünyaya, neden dünyadan vazgeçemiyordu? Ona da bir mürşid gerekiyordu ve ne bilsin herkesin üstüne güldüğü, elindeki mumla suyu geçen, evini yakıp ailesini terkeden bir delinin kendisine tekamül basamaklarını bir bir çıkarttıracağını? Tertemiz sulara dönmeliydi Goncharov, upuzun çayırlara, annesinin rahmine, hayatın o en homojen cevherine. Masanın üstünde şişeler, zemine damlayan yağmur sularının şıpırtısı, suretinden daha kuvvetli olan imgeler, bir dolu hayaller ve gölgeler. İnsan ne mutsuz, ne yalnız. Goncharov binbir şiir karalaması dolu kendince kutsal kitaplarını yakmalıydı. Bir şair için şiirlerini yakmak az şey miydi? Bir şairin şiirinden vazgeçmesi, hayatından vazgeçmesi demekti. Soyunmaya başlıyordu Goncharov artık, hiçbir örtünün mani olamayacağı o hakikat dolu çıplaklığa.

  21. kafka diyor ki:

    Domenico’yu ayrı bir varlık olarak görmemekti ilk mertebe. Çünkü tüm rasyonel ve pozitivist dayatmaların aksine 1+1 hiçbir zaman 2 etmezdi, yine 1 ederdi. Kesbin ne önemi vardı ki keşf varken? Birbirine eklemlenmenin, birbirini ihata etmenin bir deli gözüyle yorumlanışı buydu. İnsanoğlunun kendine koyduğu en büyük sınırdı bu matematiksel dogmalar. Kendinden sıyrılıp O olmuyorsan, kendinden sıyrılıp Sen olmuyorsa, kendinizden sıyrılıp Biz olmuyorsanız, nedir ki aşk, nedir ki dostluk? Hem canını canana bürümek değil miydi candaşlık? Hayata onun gibi bakmıyorsan, o uykudayken sen kör olmuyorsan niye çarpar ki kalbin?
    Evvela yitirdiği o mukaddesi kazanmalıydı Goncharov, inancını. Rüzgar mumu söndürse de; o tekrar denemeliydi. Ne de olsa kainat emrinde değil miydi saf bir aşk ile inanmış kalplerin? Rüzgar, hava, ateş, su, toprak, kül, toz, duman. Böcek vızıltıları, çayırlar boyu uzanan su sesleri, ağaçların uğultusu ve çiçekler. İnanmak için ne çok şey vardı yeryüzünde. Yeter ki yaşamın Allah tarafından kendisine bahşedilen bir müjde olduğunu farketsin kişi. O zaman yıldızları temaşa ettiğinde yeryüzüne dönük dileklerde bulunmaktan ziyade yıldızların ardına ulaşmak ister. Goncharov tam da bu noktada duruyordu, bir yıldızın ucunda. Dünya onu yere çekmek istiyordu fakat yukarılara, ötelere çıkmadan huzura eremeyeceğini biliyordu o. Bu yüzden şiir yazmayı bıraktı, kendisi bir şiir olmaya karar verdi. Domenico gibi bir müşerrihi vardı üstelik, zerreden kürreye kadar kendisini şerh edecek ve donatacak.
    Tarkovsky’nin nostaljiye verdiği anlam zaman ile kısıtlı değildi. O, bir geçmiş zaman güzelliğine değil tüm zamanlardan öte olan hakikate, mekandan bağımsız olan anavatanına özlem duyuyordu. Bitimsiz bir daüssıla hasreti. Zamanın mişli geçmiş formlarının boyunduruğu altına

    alınmak istenen nostaljinin baş kahramanı yapmıştı bu yüzden Goncharov’u. Nehirler özledikleri yere akardı ve bu özlemde pişmanlık yoktu. Çünkü pişmanlık Nietzsche’nin söylemiyle ‘köpeğin taşı ısırmasıydı’ . Geriye, ileriye, şimdiye değil, tüm zaman ve mekanların ötesinde atomize edilen o büyük parçaya, tasavvuf ehlinin hakikat-i muhammediye dediği hayatın ana arterine dönüş. İnsanoğlu sanayi devrimiyle birlikte bir aydınlanmadan söz etmişti. Tamamen maddeye ve maddesel terakkiye odaklanmış bir aydınlanma neye yarardı ki? Ruhun ve idrakin aydınlanmasıydı asıl terakki. Bu yüzden Goncharov giyimine özen göstermezdi, bir kısmı aklaşan saçlarını taramazdı ve caka satmazdı. Ruh cilasının derdine düşmüştü o. Güzel kadınlar, lüks yaşamlar, soylu ortamlar yerine bir delinin peşine takılıp delirmeye karar verdi. Kendini karartıp silik bir gölge gibi yığınların içinden geçmeden nasıl aydınlanırdı ki ruh?

''Nostalghia Filmini izle'' Filmi Hakkında Yorum Yapabilirsiniz

   DİKKAT: Yorumu göndermeden önce kutuyu işaretleyiniz!   

    Yönetmenler


Histats