Persona Filmini izle


Persona Filmini izle

Hazırlayan:EsKO
Filmin Yönetmeni: Ingmar Bergman
Filmin Türü: Dram, Gizem, Psikolojik, Fantastik
IMDB Puanı: 8.2
Yapım Yılı: 1966
Ülke: İsveç
Yayınlanan Tarih: 16 Mart 1967
Senaryo yazarı: Ingmar Bergman
Türkçe Altyazılı
Başrol Oyuncuları: Liv Ullmann, Bibi Andersson, Gunnar Björnstrand, Jörgen Lindström, Margaretha Krook

Bir hemşire, konuşmayı reddeden, herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmamasına rağmen çevresiyle iletişimi tamamen kesmiş bir aktristin bakımını üstlenir. İkisi bir yazlıkta birlikte zaman geçirirken, birinin sessizliği nedeniyle açılan kışkırtıcı ve korkutucu kişilik çukuruna hemşirenin karakteri düşer ve kendini en ince detayları ile açık etmeye başlar. Ve bir süre sonra hemşirenin kendi karakteri yok olup tamamen aktristin karakteri içinde eriyerek şekil değiştirir…

1966 yılından sonraki sinemayı en çok etkilemiş ve hatta onu bizzat yaratmış olan filmlerden biri Persona. Ama burada örneğin bir Potempkin Zırhlısı ya da bir Metropolis gibi ancak miras kağıtlarındaki yazı olabilecek, yapacağını yapmış sonra da hükmünü uzun zaman önce kaybetmiş bir anlatı göremezsiniz. Bergman’ın Persona’sı, bugün bile tüm yönetmenlerin hayalini süsleyebilecek ve yapıldığı anda tüm dünyanın önünde eğileceği gerçek sinema anlatısıdır. Yapıldığı yıl bir kesimin takdirini toplamakla birlikte çok büyük bir kesim tarafından da acımasızca eleştirilmişti. Ne var ki sonrasında kuralları koyan filmlerden biri oldu…










“Persona Filmini izle” için 24 Yorum

  1. ÖZKAN DURAK diyor ki:

    Einstein 9 yaşına kadar konuşamamıştı ve doktorlar onun beynin bu suskunluk zamanlarında büyük bir gelişime uğradığını sonradan açıklamışlardır.” Söz gümüşse sükut altındır” sözü biz de de suskunluğun bir erdem ve olgunluk olduğunu göstermiyor mu? Toplum olarak konuşmayı severiz yerli yersiz konuşuruz. Sessiz içsel yolculuklarımız azdır ; sessizliği ve susup düşünmeyi sevmeyiz. Bu film sessizlik hakkında, sessizliğin düşüncelerle uzayıp gittiği anlarla ilgili… Zaman zaman sembolik anlatım ve görüntülerle süslü bir film ….Ustalarla buluşmalarımız devam etsin lütfen…Teşekkürler….

  2. remzi gülek diyor ki:

    var omak denilen o umutsuz düşü..
    ihtiyaçlarını askariye indirmek ve hissetmek…
    önemli olan birşeylere ulaşmak değil çaba göstermek…

    …:=) evet en iyisifilmle ilgiliyorum yapmk yada duygu paylaşımıda bulnaktansa susmak
    ki zaten gerçekten susmak istiyorsanız konuşmaya başlayın çünkü konuşursanız umursanmazsınız ve böylece gerçekten hiçbir şey söyememiş olursunuz …

  3. ferhat diyor ki:

    Esko. altyazılar gözükmüyor biraz aşagıda kalmış düzeltebilirsen sevinirim.

  4. eda diyor ki:

    linkler ölü

  5. aliberan diyor ki:

    GÜZEL BİR FİLM DAHA TEŞŞEKKÜRLER…1960LARDA BATININ…[DIŞ MİHRAKLAR UHAAA HAA]… UĞRAŞTIĞI KONULAR SORUNLAR BİRDE BURALARIN UĞRAŞTIĞI SORUNLAR ZAMANDA YOLCULUK MİSALİ AYNI DÜNYADA YAŞIYORUZ AMA AYNI ZAMAN DİLİMİNDE DEĞİL

  6. Demet Yüksel diyor ki:

    Bergman ilişkilerin kimyasından tutun da insanın en eski arayışlarından biri olan kişiliğin birliğe ve tamlığa ulaşma çabasını çok derinlikli bir biçimde vermiş. Çelişkilerle dolu olmak mı yoksa görünüşte aşkın bir mükemmelliğe sahip olmak mı? bunu o ikircikli ve gerilimli anlatımıyla en iyi Bergman verebilirdi zaten. Bu arada b tarzdan çok yönetmen etkilenmiştir ama hemen aklıma kişiliklerin köşe kapması anlamında Lynch geldi aklıma ama onunki daha pozcu bir yaklaşım

  7. gülşen uysal diyor ki:

    ya kadını bu kadar da anlamak buna denir.derinden derinden. sanki kişiliğimize bir ders giriyor ve sanki sarsılıyoruz. tabii ki kendimizi bulmak için.aslında hepimiz kaybolmuşuz.

  8. serdar koç diyor ki:

    link açılmıyor

  9. ozzi diyor ki:

    ben açıkçası filmden pek bir şey anlamadım burda tam olarak anlatılmak istenen neydi ????

  10. SUPEYKER diyor ki:

    Tekrar yükler misiniz?

  11. Maxim diyor ki:

    Bergmanın filmlerinin böyle olduğunu zaten biliyordum ki, bu da izlediyim 7ci filmiydi. Her zaman kafamda yönetmenin ne demek istediğini oluşturmaya çalışırım ki, bu filme kadar iyiydim. Ama bu film bir az kapalı oldu galiba. Filmde bi varoluşçuluk havası var gibi, susmakla isyan eden bi kadın da olduğu ortada. Ama bazı karelerde kafam iyice karıştı. İyi ki olmuşsun Bergman, iyi ki başkaları değildi sen kafamı karıştıran filmler yapmışsın. Teşekkürler EsKO. Baküden sevgiler ve saygılarla!!!!!

  12. CelalS diyor ki:

    Link kırık.

  13. Elgun diyor ki:

    ben bunun qofasini

  14. Dikkat Edin!! diyor ki:

    Filmin 45. saniyesinde erkek cinsel organı çıkıyor!! Yavaşça izleyin ve görün.. Beyin yıkama o zamanlardan beri varmış…

  15. Edie diyor ki:

    Gerçekten etkileyiciydi,fakat ilk kez izlediğim bir film hakkında neredeyse yorumsuz kalacağım,farkındayım çok çelişkili konuşuyorum ama çok ilginç bir filmdi, suskunluğuyla gercek anlamda hayatta var olan hemşire almanın tuhaf baglılıgı ve en ıyısı şöyle yapalım yoksa bende elısabet gıbı sessızlıge burunecegım ızleyın ızleyın fakat hıc bır sey anlamayın :)) Peki bizi çeken neydi? benım sorum bu oldu fılme yönelık daha çok …

  16. erdincmert diyor ki:

    bir insana açılmak vicdan azabını anlatmak ve karşılığını bulamamak ondan bekledinğin kouşması derdini anlatması ama yok bu seni tiksindirir.acı çekmesini istersin lakin bir bakmışsın sen onun gibi düşünmeye başlarsın ve sen o olmuşsun

  17. Giancarlo Maggette diyor ki:

    Yalnızca sorgulamaya odaklanın. Film varoluşumuzun nedenini sorguluyor. Karakterlerin değişimini, insanların belirli bir potada bulunduklarında tüm problemlerinin birbirine çok yakın olduğunu, anlamsızlığın çözülmesi gereken ve aynı zamanda çözülemeyen bir uğraşım olduğunu belirtiyor. Liv Ullmann ezici bir üstünlükle galip gelmiş gözüküyor olabilir. Yalnız farkındalık kapsamında, atıyorum, Friedrich Nietzsche ile 2 aylık bir bebeğin arasında hiçbir fark yoktur. Bu evren sorgulanmaması gerekmeyen, yalnız sonuca ulaştırmayan anların bütünüdür. Başlangıç sahnesini 2001: A Space Odyssey ile karşılaştırabilirsiniz. Neden-sonuç optimizasyonu birbiriyle ne kadar bağıntılı olabilir? (Ingmar Bergman’ın en önemli özelliği çalışmalarında son derece basit bir biçimde bize ulaşmasıdır. Cevabın olmaması veyahut bulunamaması onu bizim gözümüzde anlaşılmaz kılıyor. Hepinize saygı duyuyorum.)

  18. Erbil Erbal diyor ki:

    Biraz hayal kirikligi… Bergman’dan beklenmeyecek sekilde siradan bir film olmus. Belki de cok buyuk bir beklentiyle izledigim icin boyle oldu. Bence gunluk hayat kosusturmacasinda yuvarlanip gidenler icin muhtesem bir film olabilir belki ama zaman zaman kendini dinleyen, dusuncelerini sorgulayan arkadaslar icin normal bir film diye dusunuyorum.

  19. sen oguz diyor ki:

    izlemeyen arkadaşlar gerisini okumasın…..

    biri diğerine dönüşüyor yada biri diğerinin “alter egosu” gibi gözüküyor ama aslında biri diğerinin gençliği , öbürü berikinin yaşlılığı…

  20. engin uzuner diyor ki:

    esko baba bir insan yemin ediyorum

  21. AED diyor ki:

    ‘Sinema var, o halde düşünüyorum’ diyor Jean Luc GODARD..

    ’Persona’ nasıl yorumlanabilir? Alfred Hitchcock a göre gelmiş geçmiş en iyi film, Slavoj Zizek’e göre ‘gerçeklikten daha gerçek’ bir filmdir. Ama her şeyden önce herkesin üzerinde ahkam kesemeyeceği, Bergman’ın en iyi, dünyanın en etkili filmlerinden. Nerdeyse üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen, bir türlü aşılamayan, düşündükçe düşündüren, sorguladıkça katman katman çoğalan bir dipsiz anafor..

    En azından yorum demesek de filmin içine girip, herkesin denediği raksı ben de yapmaya çalışayım. Her şeyden önce kendi hesabıma eklemeliyim ki Liv Ullman beni en çok etkileyen karakter oyuncusu.. O yeşil gözlerindeki derinlik, insanın girip içine kaybolmak isteyeceği cinsten. İyi dikkat edilirse yüzü hiçbir makyajı kabul etmeyecek bir estetik bütün. Eğer makyaja zorlanırsa o ruhani gizem bozuluyor. .Bergman’n değişmez görüntü yönetmeni Sven Nkvist, yine fotoğraf kareleriyle bizleri büyülüyor.

    Evet, yaşamımızda hangimiz toplum içinde kullandığımız maskelerden şikayetçi olmadık? Yalan ve sahte gülümsemelere karşı aynı yapmacık zorlama gülümsemeleri fırlatmadık mı? İnanılmadığını bildiğimiz halde hep yalanlara başvurmadık mı? Bazen her şeyden vazgeçip kendimizi dağlara vurmak istediğimiz olmadı mı? Bazen o kadar hassas olduk ki, kimseyle konuşmadık, hayata küstük, yalan söyleyen tüm insanlardan nefret ettik.

    Bergman bir söyleşide filmin doğuş öyküsünü anlatırken şöyle diyor : ‘Bir gerçeklik krizi beni düşüncemi açıklamaya yöneltti. Gerçek nedir ve kişi ne zaman gerçeği söylemelidir? Cevabı o kadar güç geldi ki, sonunda gerçekliğin tek biçiminin sessizlik olduğunu düşündüm. Sonunda bir adım daha ileri giderek, bunun da bir rol, bir cins maske olduğunu keşfettim’. Film hepimizin günlük yaşamda maskeler (persona kısaca maske demek) kullandığını, gerçek davranış ve düşüncelerimizi sergilemediğimizi ve zamanla bu role alışarak kendimize yabancılaştığımızı veya içimizdeki gerçek ben ile maskenin çatışmasından kurtulamadığımızı imgeler. Oysa cesur ve güçlü kişilik sahipleri (bu filmde Elizabeth’ in suskunluğu seçmesi) kendinin gerçekte kim ve ne olduğunu fark edip, maskeleri bir yana atarak sahteliğe direniyor. Birçoğumuz buna cesaret edemiyor, toplumun bize tüm dayatmalarına karşı ya yaşam boyu içimizde çatışıp duruyoruz, dışarı karşı her şey normalmiş gibi davranıyor, ya da ilerde bir şekilde kafayı yiyoruz.

    Elizabeth bilinçli olarak suskunluğa gömülünce doktoru o meşhur replikte şöyle der : “Anlamadığımı mı zannediyorsun? Var olmak denilen o umutsuz düşü.Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte, aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlıkla kendi içindeki varlık arasındaki o yarılma, baş dönmesi ve gerçek yüzünün açığa çıkarılması için o bitimsiz açlık. Ele geçirilmek, eksiltilmek ve hatta yok edilmek. Her kelime yalan, her jest sahne, her gülümseme yalnızca bir yüz hareketi.. İntihar etmek? Hayır. Fazlasıyla iğrenç. İnsan yapamaz ama hareketsiz kalabilir, susabilir, hiç değilse o zaman yalan söylemez. Perdelerini indirip içine dönebilir. O zaman rol yapmaya gerek kalmaz. Birkaç farklı yüz taşımaya ya da sahte jestlere inanır insan. O gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın yeterince sağlamdı. Her tarafından yaşam parçaları sızıyor ve tepki vermeye zorlanıyorsun. Kimse gerçek mi yoksa sahte mi diye sorgulamıyor. Kimse sen gerçek misin, yoksa yalan mısın demiyor.’

    Alma İle Elizabeth gittikleri adada zamanla roller değişir ve aynı maskede erirler. Sinemanın o ender sahnesinde, Alma ile Elizabeth’in yüzleri birleşir. İsimlerinin anlamları da tesadüf değil: (Alma =ruh, Elizabeth= tanrının kızı)..Artık Alma anlatır Elizabeth dinler. Topluma göre günahlarını Elizabeth’e itiraf eder. Kimilerince en erotik öyküsü kabul edilen 4 kişilik grup sex, hamile kalış ve çocuğun aldırılması. Elizabeth’in de tam simetriği, sanatçı kişiliği ve sorumluluk duyguları nedeniyle doğan kendi çocuğunu bir türlü kabul edemeyişi ve sevgisizliği.. Alma bir mektup nedeniyle Elizabeth’in bu sanatçı kibrinin ve sevgisizliğinin kendine de gösterildiğini görünce tepki duyar. Elizabeth, adaya gelen kocasını, Elizabeth’in maskesi olan Alma nın görüntüsüyle karşılar. Gerçek maskesiz Elizabeth ise yanlarında dinlemektedir. Yine o müthiş sahnede, önce Elizabeth’in dinlemesini izleriz sonra aynı replik başa sarar. (hayır film kopyasında bir kayma yok) bu kez Alma konuşurken yani Alma’nın yüzünü görürken, aynı repliği tekrar dinleriz. Çünkü ‘Dinlenilen ve anlatılan şey aynı değildir.’

    Uzatmazsak, filmde bir çok tartışılan sahne de var: Açılış jeneriğindeki erekte olmuş penis, filmin sonundaki erkek çocuğun Elizabeth’in çocuğu olup olmadığı, nelerin düş nelerin gerçek olduğu vs.. Maskeleri düşürelim, bir de öyle deneyelim; belki gökkuşağı dünyaya doğar..

''Persona Filmini izle'' Filmi Hakkında Yorum Yapabilirsiniz

   DİKKAT: Yorumu göndermeden önce kutuyu işaretleyiniz!   

    Yönetmenler


Histats