The Crimson Kimono (1959)

İki dedektif, Los Angeles Japon mahallesinde bir striptizci katilinin peşindedir, ancak bir aşk üçgeni dostluklarını tehdit ediyor.

Kırmızı Kimono – The Crimson Kimono (1959)
The Crimson Kimono (1959) on IMDb

Yönetmen: Samuel Fuller
Tür: Suç, Dram, Gizem, Romantik, Gerilim
Türkçe Altyazılı
Ülke: ABD
Yapım Yılı: 1959
Gösterim tarihi: 01 Ekim 1959 (ABD)
Yazar: Samuel Fuller
Filmin Süresi: 1 saat 38 dakika
Oyuncular: Victoria Shaw, Glenn Corbett, James Shigeta, Anna Lee, Paul Dubov, Jaclynne Greene, Neyle Morrow, Gloria Pall, Pat Silver, George Yoshinaga, Kaye Elhardt, Aya Oyama

Dikkat: VİDEO AÇILMIYORSA, SAYFANIZI YENİLEYİP TEKRAR DENEYİN, AÇILACAKTIR.

Bu filmler ilgini çekebilir...

1 Yorum

  1. PİKİ dedi ki:

    Cinayet araştırması ve melodramatik romans klişeleri bir yana bırakılırsa öyküdeki en dikkat çekici taraf kanımca şu: içlerindeki ırkçı önyargıları yenen karakterler sonunda öteki’nin hassas çizgisinden geri çekilmeyi seçerip ona yaşam alanı bırakırlar. çünkü sen veya ben diye bir şey yoktur. önemli olan insandır. ama elbette bu bakış açısı fazlasıyla romantize edilmiştir. söz konusu olan beyaz amerikalı kadın (ressam) ile japon asıllı amerikalı bir erkektir (polis dedektifi). aynı şeyi zenci erkek-beyaz kadın birlikteliği (ya da tam tersi) için düşünemezsiniz. bununla birlikte, umut aşılayan bir filmdir.
    — spoiler —

    fuller aşırı derecede önesediğim bir yönetmen. amerikan sinemasında mesafesini korumayı başaran ve istediği filmleri çeken bir maestro. senaryodan tut da prodüksiyona dek hepsiyle kendisi ilgileniyor. aslında orson welles’in yapmaya çalıştığını yapmıştır, denebilir. onu hemen welles’in yanına koyabiliriz. asla onun gibi büyük bir biçimci olmadı ve sinema denen sihirli dünyayı asla onun gibi yenileyip büyük bir etki yaratamadı, ama yaptığı işi derinlemesine kavrayan, gazetecilikten geldiği için işine tutkuyla bağlanan bir yönetmendir samuel fuller. işbu nedenden bazı filmlerinde savruk bir anlatım tarzının ara ara belirgin biçimde ortaya çıkması kaçınılmazdır. ama welles’te bu tarz bir yönelim asla yoktur. fuller aceleci, tutkulu; welles ise romantik bir mükemmeliyetçidir. ikisinin ortak noktası ise kara film tutkusu değildir sadece, aynı zamanda türlerin araştırılıp sorunsallaştırılması üzerinde ısrarla kafa yormalarıdır. birini diğerinden daha büyük bir yönetmen yapan ise kesinlikte bu yenilikçi geleneğin içinde olmalarıdır.

    — spoiler —
    filmin açılış jeneriği muhteşemdir ve kara filme özgü ikonografik detayların açıkça seçilebildiği görsel unsurlardan yapılmıştır. sahnede şarkı söyleyen aşırı sentetik şarkıcı kadın görüntüsü ise marilyn monroe’nun ve dolayısıyla pin up girl geleneğinin bir orta dönem parodisidir.

    kriminal araştırma ise aslında bütünüyle bahanedir. ana kahramanlar gizemli bir cinayeti araştırarak kendi içsel çatışmalarını yaşayıp önyargılarıyla karşı karşıya gelirler. bütün iyi yapıtlar biraz böyledir; bir şey anlatırken aslında hep başka bir şey anlatırlar.

    filmi freudyen kontekst içinde okurken katilin karşı cins olduğunu öğrenen seyirciler o dönemde ne düşündü ya da bugün ne düşünür, ayrıca merak konusu. bu detay, samuel fuller’ın yenilikçi sinema anlayışıyla yan yana düşünülebilir pekala. Alıntı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir